Dijital erişilebilirlik denildiğinde akla önce engelli kişiler geliyor. Gelmesi de normal. Bir kör kullanıcı için internet sitesini ekran okuyucuyla kullanabilmek, sağır bir kişi için videodaki konuşmaları altyazıdan takip edebilmek veya fare kullanamayan biri için işlemleri klavyeyle tamamlayabilmek çoğu zaman bir kolaylık değil, hizmete erişmenin temel koşulu.
Fakat erişilebilirlik için yapılan düzenlemelerin faydası engellilikle sınırlı kalmıyor.
Altyazıyı metroda sesi duyamayan biri de kullanıyor. Bir mobil uygulamadaki yeterince büyük tasarım (butonlar, tıklama alanları vb) büyük dokunma alanları, herhangi bir kullanıcının uygulamayı daha kolay kullanmasını, tuşlara hatasız basabilmesini sağlıyor. Klavyeyle kullanıma uygun geliştirilen bir site, kolu kırıldığı için bir süre fare kullanamayan birinin de yardımına yetişiyor.
W3C, web erişilebilirliğinin engelli kişiler için gerekli olduğunu; bunun yanında geçici kısıtlılık yaşayanlara, yaşla birlikte ihtiyaçları değişenlere ve farklı koşullarda teknoloji kullanan insanlara da fayda sağladığını belirtiyor [1].
Bu fikri anlatmanın en güzel örneklerinden biri ise ekranda değil, kaldırımda karşımıza çıkıyor.
Kaldırım Rampası Nasıl Herkesin İşine Yaradı?
Tekerlekli sandalye kullanmayan biri için kaldırım kenarı, üzerinde düşünülmeyecek kadar sıradan görünebilir. Tekerlekli sandalye kullanan biri içinse nizami yapılmayan bir kaldırım, kaldırımın kullanılmasını engelleyebilir.
1960'ların sonlarında ABD'nin California eyaletindeki UC Berkeley Üniversitesi'nde tekerlekli sandalye kullanan bir grup öğrenci, kampüs içinde ve çevresindeki kaldırım kenarlarının bağımsız hareket etmelerini engellediğini fark etti. Bu öğrenciler Rolling Quads adıyla bir grup oluşturdu. Rolling Quads, tekerlekli sandalye kullanan öğrencilerin üniversite kampüsünde ve Berkeley sokaklarında kendi başlarına hareket edebilmesi için kaldırım kenarlarına rampa eklenmesini talep etti.
Sorun somuttu: standart kaldırım kenarları, tekerlekli sandalye ile geçilemeyecek kadar yüksekti. Bu yüzden tekerlekli sandalye kullanan bir öğrenci yolun karşısına geçmek, mağazaya girmek veya otobüs durağına ulaşmak için ya birisinden yardım istemek ya da araç yoluna inmek zorunda kalıyordu.
Rolling Quads'ın baskısı sonucunda Telegraph Avenue'nun Bancroft Way ile Dwight Way arasındaki dört blokluk bölümü 1969-1970 döneminde erişilebilir hâle getirildi [2].
Çalışmalar burada kalmadı. 1972 yazında Ruth Grimes, Hale Zukas ve Eric Dibner şehirdeki kavşakları tek tek dolaşarak hangi noktalarda rampa bulunmadığını ve tekerlekli sandalye kullanıcılarının nerelerde takıldığını haritaladı [2]. Bu çalışmanın sonuçları Berkeley Belediye Meclisi'ne sunuldu. Meclis de 13 Şubat 1973 tarihinde aldığı 45.605 sayılı kararla 125 yeni kaldırım rampasının yapılmasını onayladı [3].
Amaç açıktı: tekerlekli sandalye kullanan insanların şehirde bir noktadan diğerine, başkasının yardımına ihtiyaç duymadan gidebilmesi.
Rampaların faydası ise bununla sınırlı kalmadı.
Kısa süre sonra dikkat çekici bir durum fark edildi: bu rampaları kullananlar yalnızca tekerlekli sandalye kullanıcıları değildi.
Bebek arabası süren ebeveynler kaldırım kenarında arabayı kaldırmak zorunda kalmadan yollarına devam edebildi. Tekerlekli valiz taşıyan yolcular valizlerini kaldırıma çıkarmak için durup eğilmek yerine doğrudan rampadan geçebildi. Yük arabası kullanan çalışanlar, koşucular, bisikletliler ve yüksek kaldırıma adım atmakta zorlanan yaşlılar da aynı düzenlemeden yararlandı [4].
Tekerlekli sandalye kullanan insanların bağımsız hareket edebilmesi için yapılan bir düzenleme, zamanla kentin çok daha geniş bir bölümünün günlük hayatını kolaylaştırmıştı.
Bugün bu durum Curb-Cut Effect adıyla biliniyor. Angela Glover Blackwell'in 2017'de Stanford Social Innovation Review'da yayımlanan makalesinde kavramsallaştırdığı bu etki, Türkçede "kaldırım rampası etkisi" olarak anlatabileceğimiz bir olguyu tanımlıyor [4].
Fikir oldukça basit: Bir grubun önündeki gerçek bir erişim engelini kaldırmak için yapılan iyi bir düzenleme, başka insanların da hayatını kolaylaştırabiliyor.
Engelli Bireyler İçin Tasarlanan Teknolojiler Herkese Yayıldı
Kaldırım rampası etkisi dijital dünyada da defalarca tekrarlandı. Bugün milyarlarca insanın gündelik olarak kullandığı bazı teknolojiler, başlangıçta engelli bireylerin ihtiyaçlarına yanıt vermek üzere geliştirildi.
Kısa mesaj (SMS) teknolojisi sağır ve işitme güçlüğü yaşayan topluluklar tarafından erken benimsenerek yaygınlaştı. İki yönlü metin tabanlı iletişim bu topluluklar için bağımsız iletişimin ilk araçlarından biri oldu. Bugün mesajlaşma milyarlarca insanın temel iletişim yöntemi [5].
Optik karakter tanıma (OCR) teknolojisi, görme engelli kullanıcıların basılı metinlere erişebilmesi amacıyla geliştirildi. Bugün OCR belge dijitalleştirmenin, pasaport tarama sistemlerinin, arşiv yönetiminin ve mobil çeviri uygulamalarının temelinde yer alıyor [6].
Ses tanıma teknolojisi genel bir araştırma alanı olarak başladı. Ancak motor engelli bireylerin klavye ve fare kullanamama sorunu, bu teknolojinin gündelik kullanıma dönüşmesinde önemli bir itici güç oldu [7]. Bugün Siri, Google Asistan ve Alexa gibi sesli asistanlar araba sürerken, yemek yaparken veya elleri dolu olan herkes tarafından kullanılıyor.
Ses-yazı dönüşümü (voice-to-text), sağır ve işitme güçlüğü yaşayan kullanıcıların konuşma içeriğine erişmesi için geliştirildi. Bugün toplantı transkripti, otomatik altyazı ve sesli not uygulamalarının altyapısını oluşturuyor [8].
Bu örneklerin her biri, kaldırım rampası etkisinin dijital dünyadaki karşılığıdır: Bir engeli kaldırmak için yapılan iyi tasarım, başlangıçtaki hedef kitlesinin çok ötesine geçerek herkesin hayatına girdi.
Günlük dijital ürünlerde de erişilebilirlik uygulamalarının geniş kullanıcı kitlesine fayda sağladığı pek çok somut örnek bulunuyor.
Altyazıya yalnızca işitme engelli kişiler ihtiyaç duymuyor
Altyazı, sağır ve işitme güçlüğü yaşayan kişiler için videodaki konuşmaya ve önemli seslere erişmenin temel yollarından biri. Ama kalabalık bir metroda video izlediğinizi düşünün. Çevredeki gürültü yüzünden konuşmaları duyamıyorsunuz. Ya da kütüphanedesiniz ve sesi açmak istemiyorsunuz. Kulaklığınız yanınızda değil. Belki de videoda konuşulan dili biliyorsunuz ama bazı kelimeleri yazılı görmek anlamanızı kolaylaştırıyor. Aynı altyazı bütün bu durumlarda işe yarıyor.
W3C de altyazıların gürültülü ortamlarda, sesin açılamadığı sessiz yerlerde ve konuşulan dile daha az hâkim kişiler için yararlı olduğunu belirtiyor [9].
Sağır bir kullanıcı için erişimin şartı olan özellik, başka birinin günlük hayatında farklı bir nedenle işe yarayabiliyor.
Yüksek Kontrast Yalnızca Az Görenler İçin mi?
Az gören veya kontrast duyarlılığı düşük biri için yazının arka plandan yeterince ayrılması çok önemli. Fakat bunun faydasını görmek için görme engelli olmak gerekmiyor. Güneşli bir günde telefon ekranına baktığınızda, kapalı ortamda rahatça okuyabildiğiniz soluk bir yazının bir anda zor seçildiğini fark edebilirsiniz. Ekran aynı, yazı aynı. Değişen bulunduğunuz ortam.
W3C, yeterli kontrastın güneş ışığı ve ekran parlaması gibi farklı aydınlatma koşullarında da içeriğin daha rahat okunmasına yardımcı olduğunu belirtiyor [10]. İyi kontrast böylece içeriğin farklı ortamlarda da okunabilir kalmasını sağlıyor.
Klavye Erişimi Kimin İşine Yarar?
Kör ekran okuyucu kullanıcıları ve fare kullanamayan bazı fiziksel engelli kişiler bilgisayarı klavyeyle kullanıyor. Bu nedenle bir web sitesindeki menülerin, düğmelerin, bağlantıların ve formların fare olmadan da çalışması gerekiyor. Şimdi fare kullanmakta hiç güçlük yaşamayan birini düşünelim. Faresi bozuldu. Ya da kolu kırıldığı için birkaç hafta bilgisayarı eskisi gibi kullanamıyor. Dün hiç ihtiyaç duymadığı klavye erişimi bugün birden önemli hâle geliyor.
W3C de klavye erişiminin fiziksel engelli ve kör kullanıcılar için gerekli olduğunu; kol kırılması veya farenin bozulması gibi geçici durumlarda da işe yaradığını belirtiyor [11].
Bazı insanlar bu özelliğe her gün ihtiyaç duyuyor, bazıları yalnızca hayatının belirli bir döneminde. Web erişilebilirliği açısından yapılması gereken ise aynı: temel işlevleri fareye bağımlı bırakmamak.
Küçük Düğmeye Otobüste Basmayı Denediniz mi?
Telefonda birbirine çok yakın iki küçük düğmeden doğru olanına basmaya çalıştığınız bir anı düşünün. Normal şartlarda bile can sıkıcı olabilir. El titremesi veya ince motor hareketlerinde güçlük yaşayan biri içinse küçük dokunma alanları günlük bir erişilebilirlik sorununa dönüşebilir. Telefonumuzu da her zaman masa başında ve iki elimiz boşken kullanmıyoruz. Bazen tek elimiz dolu. Bazen otobüsteyiz ve araç sarsılıyor. Bazen de parmağımız ekrandaki küçücük simgeden çok daha büyük.
W3C, yeterli büyüklükte veya yeterli aralığa sahip dokunma hedeflerinin el titremesi ve ince motor hareketlerinde güçlük yaşayanların yanı sıra cihazı tek elle kullananlara, büyük parmakları olanlara ve toplu taşıma gibi sarsıntılı ortamlarda telefon kullananlara da yardımcı olduğunu belirtiyor [12].
Kaldırım rampasının dijital erişilebilirlik alanındaki karşılığını burada açıkça görebiliyoruz: Bir kullanıcının sürekli karşılaştığı engeli azaltmak için yapılan tasarım, başka birinin farklı bir anda yaşadığı güçlüğü de azaltabiliyor.
Kalıcı, Geçici ve Durumsal: İhtiyaçlar Her Zaman Aynı Kalmıyor
İnsanların dijital ürünlerle etkileşimi sabit değildir. Birinin kolu kırılıyor. Bir başkası gözlüğünü kaybediyor. Bir kullanıcı güneş altında telefonuna bakmaya çalışıyor. Başka biri ses açamayacağı bir yerde video izliyor. Yaş ilerledikçe görme, işitme ve hareketle ilgili ihtiyaçlarımız da değişebiliyor.
Bunlar kalıcı engellilikle aynı şey değil. Zaten aynı olduklarını söylemeye de gerek yok.
Gösterdikleri şey başka: İnsanların teknoloji kullandığı koşullar değişiyor ve erişilebilir tasarım bu değişikliklerin daha fazlasına uyum sağlayabiliyor [1].
Microsoft’un Kapsayıcı Tasarım çalışmalarında ortaya koyduğu Persona Spectrum modeli, bu değişkenliği sistematik biçimde açıklıyor: insanlar benzer kullanım güçlüklerini kalıcı, geçici veya durumsal olarak yaşayabiliyor. Bu modeli, yaşlanan nüfusla birlikte değişen ihtiyaçları ve somut veri örneklerini bu yazı dizisinin ikinci yazısında detaylı olarak ele alıyoruz.
Erişilebilirlik Önce Bir Hak, Sonra Bir Fayda
Burada önemli bir fark var.
Kaldırım rampası bebek arabası süren biri için büyük kolaylık sağlar. Tekerlekli sandalye kullanan biri içinse yoluna bağımsız devam edebilmenin şartı olabilir.
Altyazı metroda video izleyen kişinin işini kolaylaştırır. Sağır bir kişi için videodaki konuşmaya erişmenin yoludur.
Büyük bir dokunma alanı otobüste telefon kullanan kişinin yanlış yere basmasını azaltır. Bazı fiziksel engelli kullanıcılar içinse uygulamanın kullanılabilir olup olmadığını doğrudan etkileyebilir.
Bu yüzden erişilebilirliği “başkalarına da yarıyor” diye gerekli görmüyoruz. Engelli kişilerin eşit ve bağımsız erişimi zaten kendi başına yeterli bir neden.
Kaldırım Rampası Etkisinin gösterdiği başka bir şey var:
Bir erişim engelini doğru biçimde ortadan kaldırdığınızda, ortaya çıkan çözüm çoğu zaman daha fazla insanın işine yarıyor. Dijital erişilebilirlik alanında altyazı, iyi kontrast, klavye erişimi ve rahat kullanılabilen dokunma alanları bunun günlük hayattaki örnekleri.
Erişilebilirliğin “herkes için” tarafı da burada başlıyor.
Bu yazı dizisinde neler var?
Bu yazı dizisinin devamında dijital erişilebilirliğin farklı alanlarda sağladığı somut faydaları tek tek inceliyoruz:
Yaşlanan nüfus, geçici sınırlılıklar ve durumsal engeller: DSÖ verilerine göre dünya nüfusunun %16’sı önemli ölçüde engellilik yaşıyor. Türkiye’de 65+ nüfus 2050’de %25’i aşacak. Yaşlanma, geçici yaralanmalar ve çevresel koşullar erişilebilirliği herkesin ihtiyacı hâline getiriyor.
SEO ve arama motoru görünürlüğü: Anlamlı HTML yapısı, açıklayıcı bağlantılar ve alternatif metinler hem erişilebilirliği güçlendiriyor hem arama motorlarının içeriği anlamasına yardımcı oluyor.
Bilişsel yük ve tasarım kalitesi: Net başlıklar, anlaşılır hata mesajları ve tutarlı navigasyon yalnızca bilişsel farklılığı olan kullanıcılar için değil, herkes için. Erişilebilirlik gereklilikleri tasarımcıyı daha net, tutarlı ve sezgisel arayüzler kurmaya yönlendirir.
Yasal ve kurumsal sorumluluk: Cumhurbaşkanlığı Genelgesi, Avrupa Erişilebilirlik Yasası (EAA) kapsamında erişilebilirlik artık gönüllü etik değil yasal zorunluluk.
Pazar erişimi: 1,3 milyar engelli birey ve aileleri, erişilebilir hizmetlerin satın alma kararında belirleyici.
Marka değeri: Kurumun söylediği kapsayıcılık değerleri ile kullanıcının yaşadığı deneyim arasındaki tutarlılık, marka güvenini doğrudan etkiliyor.
Kaynakça
- W3C Web Accessibility Initiative — Introduction to Web Accessibility
- UC Berkeley — The Berkeley Revolution: Wheelchair Ramps 1973 Location Map
- UC Berkeley — The Berkeley Revolution: Resolution 45,605, 13 February 1973
- Angela Glover Blackwell — The Curb-Cut Effect, Stanford Social Innovation Review, 2017
- Accessibility Matters: The Evolution of (Accessible) Mobile Phones and Texting
- The Man and the Machine: An Interview with Ray Kurzweil
- Voice Communication Between Humans and Machines (1994) Chapter: Speech Processing for Physical and Sensory Disabilities
- Live Caption on Google's Android Q is a Killer App
- W3C Web Accessibility Initiative — Video Captions
- W3C Web Accessibility Initiative — Colors with Good Contrast
- W3C Web Accessibility Initiative — Keyboard Compatibility
- W3C Web Accessibility Initiative — Understanding Success Criterion 2.5.8: Target Size (Minimum)